16 Kasım 2015 Pazartesi

*Bir Damla Su

“Dünya geçici ve değişkendir.”  Platon
Tüm yorgunluğuna rağmen başını kararlı bir şekilde yastıktan kaldırdı, gözlerini açmakta zorlanıyordu. Ağzı kurumuş, yapış yapış olmuştu. Yutkundu. Boğazı acıdı. Ağzında pas tadı vardı, istemsizce öksürmesine neden oldu bu durum, ardından bir daha öksürdü. Su içse çok rahatlayacağını düşündü. Son takaati ve dikkatiyle bir çırpıda çıktı o soru ağzından:
-          Nereye gidiyorsun?
Soru gayet açıktı aslında. Ama nedense anlamamış gibi anlamsızca yüzüne baktı. Düşünüyordu. Ne diyebilirdi ki? Seni sevmiyorum deseydi, anlayacak mıydı peki? Bu soruyu sorduğuna göre, hayır!
-          İşim var.
Susuzluk şimdiden dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı, ama şuan hiç de sırası değildi. Biraz daha sabretmesi gerekliydi.
-          Ne işi bu saatte?
Neden erkekler anlamamakta bu kadar ısrarcı olurlardı ki sanki? Neden? Neden izin vermiyordu öylece çekip gitmesine, öylece gelip sevişiyordu ya işte onunla, neden şimdi öylece çekip gidemiyordu? Neden her şey onun istediği gibi olmak zorundaydı ki?
-          Yarın erken kalkmam gerekiyor.
Tek bir kelime daha söyleyemeyecekti eğer biraz daha su içmezse, dili buna izin vermeyecekti çünkü. Suyu aradı gözü hızlıca, karşı masadaki bardağın içinde biraz kalmıştı. Hızlıca doğruldu yerinden, bir çırpıda içti, yetmemişti ama kısa süre için işini görecekti.
-          Burada da kalabilirsin, biliyorsun.
Oradan bakınca, aptal gibi mi görünüyordu acaba? Burada kalabilirsin-miş! Sanki ben neyi yapıp yapamayacağımı bilmiyorum, diye geçirdi içinden. Her şeye illa o karar verecekti, erkekti ya! - Akşam dışarıda buluşalım hayatım!  - Bugün balık yiyelim aşkım! -Şunu yapalım aşkım bunu izleyelim tatlım. Sanki zaten, bunların hepsi olacaktı da kendisi tesadüfen orada bulunuyordu. O olmasa da olacaktı her şey!
-          Yarın önemli bir toplantım var, duş alıp yatacağım, hem temiz eşyam yok burada.
Gözü odanın içerisinde suyu arıyordu hala, mutfağa da gitmek istemiyordu. Geri yatağın üzerinde oturdu, elindeki bardağa baktı, dibinde bir damla daha kalmıştı. Bardağın ucuna kadar gelmesini bekledi, sonra dilini çıkardı ve onu büyük bir iştahla yaladı. Geri masaya gitmeye üşendi, yatağının yanına, yere koydu.
-          Neden şimdi söylüyorsun toplantın olduğunu? Sende buluşurduk o halde.
“İnsanlar bazen gerçekten de tarif edilemeyecek kadar ‘aptal’ olabiliyorlar”, diye geçirdi içinden. Onun ne hissettiğini, ne istediğini anlamıyordu ya da anlamak istemiyordu. Hem ne önemi vardı ki şimdi söylemesinin? İstese şimdi de gelebilirdi pekâlâ. Hayatı sadece gösterişti. Yine caka satıyordu işte. “ Sen de buluşurmuş-muş”
-          “Şimdi hatırladım, üzgünüm.” Dedi umarsızca. Yorulmuştu artık öylece ayakta beklemekten, huzursuzluğunu belli etmemek için çok çabalıyordu, ama bu çaba onu daha çok yormuştu.
Aslında biraz düşününce çok uzun zamandır su içmediğini hatırladı, sahi ya en son ne zaman su içmişti? Düşündü ve hatırlamakta zorlandı. Acaba, bugün hiç su içmemiş olabilir miydi? Odanın sıcaklığı ve az önce yaşadıkları onu daha da susatmıştı. Daha fazla dayanamayacağını hissetti, bardağı kaptığı gibi yerinden fırladı, mutafa doğru ilerlerken, ona baktı. Ağlıyordu.  Birden durakladı:
-          Ha- hayatım, neyin var neden ağlıyorsun?
En başından beri sorması gereken soru buydu işte, “- neyin var?” içinden ona o kadar kötü sövüp döküyordu ki! Elindeki bardağı alıp kafasına geçirmek istedi, suratından aşağıya doğru kanlar aktığını hayal etti bir an, rahatlamıştı. Ağzı burnu kan içerisinde onu öyle hayal etmek, rahatlatmıştı. Bir an bu aptal haline güldü. Evet, ağlarken gülmeye başladı. Onun suratının dağılmış olması hayali onu rahatlatıyordu çünkü. Birden sustu. Nasılsa hiçbir zaman anlamamıştı onu. Ağlamıyordu da artık. Gözlerini sildi. Usulca fısıldadı:
-          hamileyim!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder