1 Temmuz 2014 Salı

Hangisi Gerçek :Tarih Yazımı Üzerine Bir Değerlendirme

Hayat her şeyden önce bireylerin, kendi kendilerine ilişkin olarak özgür bir bilince ulaştıkları bir insanlık tarihi felsefesidir. Ama bilinç kendi başına özgür değildir. Bilincin özgürleşmesi "tinin fenolojisinde" betimlenen karmaşık bir sürede gerçekleşir. (Felsefe Sözlüğü)
"Köle; ancak çalışarak, efendisine hizmet ederek özgürlüğe kavuşur" der, Hegel. (The Philosopy  of History) Çünkü dünyayı dönüştürerek kendi kendisine bağımsızlığa ulaşmanın somut araçlarını efendisi verecektir. Bu süreç sonunda da, bilinç akla ulaşır. Dünya ona yabancı olmaktan çıkar ve onun gerçek bilgisi de artık dünyaya ait bilgidir. Gerçek bilgidir.
Hegel, bir şeyin gerçekliğine ulaşabilmenin yegane yolunun, o şeyin tüm yönleriyle irdelenmesinde gizli olduğunu savunur. (Hegel, a.g.e.) Bunun için de diyalektiği yöntem olarak benimser. Bir bilgiye ulaşmak sırasıyla tez, anti- tez ve sentez ile gerçekleşir. Mutlak idealizm felsefesi bizlere, görünen gerçeğin arkasında daima başka bir gerçek olduğunu söylemektedir. Dünya, insan zihninin arkasında başka bir gerçeğin ürünüdür, insan bu görüntüyü sürekli deneyimlemektedir. Mutlak zihin statik değil, dinamik bir sürecin ürünüdür.
Tarih, yani tüm yaşanmışlıklar, sadece çekilen bir fotoğraftan mı ibarettir? Peki, o fotoğrafı çeken kişi ne kadarını çekebilmiştir? Eğere, tarih sadece bir fotoğraf değilse, bunun yorumunu kim, neye göre yapmaktadır? Mevcut iktidara göre mi? Halka (yönetilene) göre mi? O halde gerçek her defasında yeniden mi yazılmaktadır. Herkesin gerçeği birbirinden farklılık mı göstermektedir?
Tarihi yazan kişiler kimdir?
Erk (gücün) 'in temsilcisi olarak mı tarih yazılır?
Tarih güçlülülerin ( yönetenlerin) anlattığı bir masaldan mı ibarettir?
O halde GERÇEK nedir?
Toplum ağzına beslenen bütün fikirleri yalar, yutar. Bu fikirleri kendi belli belirsiz ihtiyaçlarını uyarlarken genellikle asıl özgün anlamlarını bütünüyle çarpıtır. Bu nedenledir ki, bireyin davranışlarının öngürlebilirliği; toplumların manipüle edilmesine müsaade etmektedir. (Tarih, Sondan Bir Önceki Şeyler) Gerçek, toplumun ihtiyaçlarına göre yeniden şekillenmiştir. Çağın şartlarına uygun olarak yeniden belirlenmiş, toplumların manipülasyonuna uygun olarak yeniden yazılmıştır tüm gerçekler.
"İnsan toplumu kesinlikle yozlaşmıştır" der, Kant. (Salt Aklın Kritiği) Ona göre, dışarıdan bakıldığında tarih sanki müstakil bir delilik kaydı ve yıkıcılık cinneti gibi görünür. Darwin'in canlı organizmaların doğal seçilim yoluyla evrimleştiği teorisi deyim yerindeyse bu "uzunlamasına yasaların" temsili bir örneğidir. İnsanoğlu, yaşadığı çağın şartlarına göre renk değiştirmekte, kendisiyle birlikte tarihi yeniden şekillendirmektedir. Bir toplum yaşananları "katliam" olarak adlandırırken, farklı bir toplum "ihtiyad" olarak değerlendirmektedir.
Tarih yazımı adeta, dokunduğu kumaşın malzemesine uyar. (S. Kracauer) Her tarihçi kendi yorumunu yaptığında tarih yeniden yazılır aslında. Peki, kimdir o halde tarihçi?
Tarihi yorumlayan, yani edebiyat yapan kimse midir?
Yoksa, sadece matematikçi gibi istatiksel verileri alt alta toplayan kişi midir?
Yorum, subjektifir, istatistikler ise yoruma ihtiyaç duyar. İçinden çıkılmaz fasit daire.
Tarihçi, bir sinekle atı anlatırken ikisine de aynı hassasiyetle yaklaşabilecek midir? Peki, ya kalamazsa? Önem sırasını oluşturan unsurlar nelerdir? Buna kim karar verir? Kimi zaman bir sinek tüm kaderi değiştiren değil midir?
Tarihçinin vazifesi der Namier, fotoğraf makinesininkine değil ressamınkine benzer: Göze çarpan her şeyi ayrım gözetmeksizin yeniden üretmek değil, "şeyin" doğasında olanı keşfedip ortaya koymak, ayıklayıp vurgulamaktır bu işlev. (Narmier, Avenues Of History, London, 1952, s.8)

Tarihçiyi incelemeden önce, onun içinde bulunduğu dönemi incelemek hayati önem taşımaktadır. (What is History? Carr, NY, 1962, s. 54) Böylece, tarihçinin etkilendiği akımı tespit edebilir ve anlatılanlara daha objektif yaklaşabiliriz. Mesela, Çanakkale Zaferi, 250 kiloluk topu kaldıran Seyit Onbaşıyı ulularken, neden hiç bir zaman insan gücüyle kaldırılması gerektiğini enine boyuna irdelememiştir. Yokluklar içerisinden kazanılan zafer gerçekten bir zafer midir? Üzerinden yüz yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, ortaya çıkan tablo değişmiş midir? Zafer mi, yokluk mu ululanmaktadır? (İlber Ortaylı- Türkiye'de Neden Tarih Yazımı Yok?)
Bu tartışma içinden çıkılmaz hale gelse de, üzerine düşündüğümüzde "hangisi gerçek" sorusunun cevabı hiç bir zaman değişmeyecektir aslında.
Ne yapmalıyız?
Daha çok okumalıyız. Farklı kaynakları okumalı, farklı bakış açılarını görmeliyiz. Böylece, belki de, gerçeğe bir adım daha yaklaşmış oluruz.
Kimin gerçeğine?
Kendi gerçeğine!
Sedat YILMAZ
01.07.2014\ Sarıyer

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder