Ahlakın kökeni ve değerlerin doğasını saptamak sanırım insan hayatının en zor uğraşlarından birisi olmuştur. Herakles'in 12 zorlu görevi gibi adeta sürekli bu yolda sınanmış ve bir o kadar da ağır mağlubiyetler almıştır insanlık. Nietzsche ahlakı "güçlü ve zayıf" arasındaki mücadele olarak tanımlar. (Ahlakın Soykütüğü Üstüne, Say Yayınları, Çev: Ahmet İnam).
İnsan doğasında bulunan "doğal mücadele" durumu toplumsal yapılar ve kurallar aracılığıyla baskılanır. Toplum tarafından kabul edilen "ahlaki değerler" oluşturur ve "keyfi değerler" insanın hayatında ciddi bir bagaj oluşturur. Ahlaki değerlerin yarattığı bu toplumsal düzen, insanın yaratıcılığının önündeki en büyük engeldir. Özgün düşünmesine izin vermez insanın. Böylece "özgür birey" olma yolunda en büyük yarasını almıştır insanlık.
Erkin koyduğu kurallar kendi diasporasını ve statükosunu korumak amacıyladır. Gelenekler, adetler, örfler gibi dogma düşüncelere dayanan sistemler erkin gücünü tahsis etmek ve otoritesini daimi kılmak için birer araçtır. İnsan zayıf bir varlıktır. En büyük zaafı da şüphesiz "sosyal bir varlık" olmasından kaynaklanmaktadır. Daimi bir onaylanma ve aidiyet ihtiyacı insanın konfor alanından çıkması önündeki engeldir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder